Türk yurdu yapayım derken soykırımcı olmak - Gündem
20 Ekim 2019 - Հակական տոմար - Տարի : 4512 / Ամիս : Սահմի / Օր : Արագած / Ժամ : Հուրփեայլեալ

Gündem :

07 Ocak 2019  

Türk yurdu yapayım derken soykırımcı olmak

Türk yurdu  yapayım derken soykırımcı olmak Türk yurdu yapayım derken soykırımcı olmak
Osmanlı’yı bir Türk-Arap imparatorluğu olarak revize etme fikriyatı nasıl çöküntüye uğradıysa bugün de sınırları Arap ülkelere doğru genişleterek yeni bir Türk yurdu yaratma hevası da aynı ölçüde çökmeye mahkum.

Dahası ülkenin başına büyük felaketler açarak.

Türkçülük-Turancılık emelinin peşinde koşmak, kapasitesi ve gücü sınırlı bir Türkiye’yi yeniden ateşe atmaktan öte ne getirir ki?

1912’den sonra iktidara gelen İttihat ve Terakki, tıpkı bugün olduğu gibi sokağı muhalefeti yok etmek için ‘kullanışlı bir aparat’a dönüştürüyordu.

Bugün de aynı sokağı tahkim etmek için şapkadan çeşitli 'operasyonlar' çıkarılıyor.

O dönemlerde beslenen gayrimüslim nefreti bugün de Kürtleri hedef almakta.

Afrin'i 'Türk toprağı' vehmetmeye kadar giden bir rotayı kaybetmişlik hali.

Yeni düşman Kürtler.

Ve elbette bu hastalıklı ideolojiyi paylaşmayan herkes.

‘Kırım’ sözcüğü bu kez, Türkiye’nin kadim ‘müttefiki’ ABD’nin en yetkili isimlerinden Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ile, ülkenin peşini bırakmayan gölge bir illet olarak hortluyor.

Pompeo, "ABD, Türklerin Suriye'de Kürtleri kıyıma uğratmamasını güvence altına almaya çalışıyor" diye çıkışınca Türkiye’nin yerini işaretlemiş de oldu.

Demek ki Fırat'ın doğusunda Kürtler'e yönelecek bir askeri harekatın uluslararası arenada nasıl anılacağı da anlaşılmış oldu.

Zaman yeniden, İttihat ve Terakki döneminde akmaya devam etsin ve Fatih Akın’ın ‘Kesik’ (Cut) filmi, bir yandan ‘öteki’ nefretinin nereye vardığını, bir yandan bir rejimin hırsının ülkeyi götürdüğü uçurumu bize anlatsın.

Yıl 1915.

Yer Mardin.

Ölümün yaklaşan gölgesi, Ermeni esnaf ve ailesini esir almış bile.

Coğrafya derslerleri pek de iyi olmayan ikiz kızı var demirci Nazaret'in.

Onları okul çıkışı eve götürürken, havada bir leylek görüyor ve kızlarını yaşanacak ‘büyük travma’ya naif bir şekilde hazırlıyor:

“Bir leylek gören büyük bir yolculuğa çıkar.”

Babaya güvercin tedirginliği çökmüştür bile.

Sonraki karede Ermeni esnaf ailesiyle birlikte bir yer sofrasında.

Bir yandan da İngilizler’in Gelibolu’ya çıkmasının, ‘çok uzakta’ olduklarını düşündükleri Mardin’e ve en önemlisi kendilerine ne gibi etkileri olacağını hesap etmeye çalışıyorlar.

Hayli köklü bir ‘isyan’ tarihi ile anılan o zamanın Zeytun’unda - bugünün Süleymanlı’sı - (Maraş) çok sayıda Ermeni erkeğin ortadan kaybolduğundan bahis açılır.

Sıranın kendilerine geleceği endişesiyle.

Ailenin büyüğü, “Biz her zaman onlara sadık kaldık” der.

Oğlu da “sürülecek miyiz” diye sorar.

Bir diğer aile ferdi, “Biz zanaatçıyız bize burada ihtiyaçları olacak” diyerek hem kendini hem de ailenin geri kalanını teskin etmeye çalışır.

Çocuklarsa her şeyden habersiz oyunda.

Ve beklenen akıbet, bir gece yarısı kapı tokmağının sertçe vurulmasıyla gelir.

Jandarma kapıya dayanır ve 15 yaş üstü erkekleri önüne katar.

Kuş uçmaz kervan göçmez bir yerde yol yapımı işine koşarlar Ermeni erkeklerini.

Diyarbakır’da.

Önceleri “Burası savaş meydanından iyidir” diye teselli bulurlar ancak gözleri önünden açlık ve sefil halde kadınlar-çocuklar dizi dizi sürgün edilirken anlarlar olup bitenleri.

Hele de başıbozuk bir eşkıyanın tecavüzü karşısında, onlarca erkek çaresizce olan biteni dikilip seyretmek zorunda kalınca…

Harput Ermenileridir çoluk çocuk yola dökülenler.

Sürgün başlamıştır.

Ana-babası çölde yitip gitmiş bir çocuk peydah olur diplerinde ancak askeri görünce korkup kaçar.

O an anlar ki ya öldürülecekler ya da zorlu çalışma koşullarına dayanamayıp diğer pek arkadaşları gibi ölüme mahkum edilecekler.

Yapılansa tam olarak şu:

Hesaplı, kitaplı bir soykırım ancak zamana, mekana yayarak vahşetin boyutunu gözlerden kaçırma çabası…

Bu kadarına akılları ermez, ihtimal vermezler binlerce yıl yaşadıkları topraklarda, yüzyıllarca yıl vergi verdikleri Devlet-i Aliyye tarafından gözden çıkarılacaklarına..

Ancak olan da tam budur.

Artık istenmemekte, millet-i sadıka olarak görülmemektedirler.

Ferman gelmiştir.

Kimileri İslam’ı seçmeye yani ‘dönme’ye zorlanır, kalanlarsa birbirine bağlanır ve geri dönüşü olmayan o yolculuk başlar.

‘Kurşun atmadan’ emriyle önce başları kesilir, ardından da ölü bedenleri yağmalanır.

“Ben kimseyi öldürmedim, karnım açtı çaldım, mapustaydım, bizi saldılar sizi öldürelim” diyen bir suçlunun sözleri eşliğinde.

Böyle der Memet, boynunu yarı kesip hayatta bıraktığı sonra da geri dönerek hayatını kurtardığı Nazaret'e.

İşte o anın 'hediyesi'dir 'Kesik.'

Bir eşkıya grubu ile kesişir yolları mapushane kaçkını ile Nazaret'in.

Zengin bir Ermeni aile Halep’e kaçmaya çalışırken yollarını keserler ve onun ağzından şu cümleler dökülür:

“Artık Mardin diye bir yer yok. Kadınlarımızı, çocuklarımızı Resulayn’a götürdüler.”

Suriye’deki ölüm kamplarından birine…

Koordineli bir ölüm yolculuğu.

Dahiliye Nazırı Talat Paşa’nın önce ‘içerideki,’ ardından da Suriye’deki Ermeniler’i ilanihaye ‘temizleme’ hedefi.

Varır da Nazaret Resulayn’a. Ölüm, açlık, sefalet dizboyu.

Yengesini bulur ölmek üzereyken.

Kötü haberi verir.

Karısı Rakel’in ve tüm ailesinin ölüme sürüldüğünü anlatır.

Nazaret'in gökyüzüne ya da ‘Tanrı’ya fırlattığı taş, ‘unutulmaya’ bir isyandır. Yetmez, bileğindeki haç dövmesini de taşla kazır Nazaret.

Tanrı ile oracıkta vedalaşır.

Daha fazlasını anlatmaya gerek yok. Yüz binlerce Ermeni, bu 'güya' göç serencamında 'kırım'a uğratılır.

Bundandır Kürtleri de kırıma uğratma korkusu alemin.

İçeride ise, Türkiye'yi bir kez daha felakete götüreceklere de uyarıdır.



Bu haber ah.....s kaynağından gelmektedir.
www.bolsohays.com un görüşünü yansıtmaz.

Anket Tüm Anketler

+