​Hrant Dink ve Cemal Kaşıkçı - Gündem
21 Kasım 2018 - Հակական տոմար - Տարի : 4511 / Ամիս : Տրե / Օր : Գրգոռ / Ժամ : Աղջամուղջ

Gündem :

30 Ekim 2018  

​Hrant Dink ve Cemal Kaşıkçı

​Hrant Dink ve Cemal Kaşıkçı ​Hrant Dink ve Cemal Kaşıkçı
Türkiye’nin son döneminde uluslararası toplum ve medyanın dikkatini çeken iki gazeteci cinayeti işlendi: Hrant Dink ve Cemal Kaşıkçı. İkisinde de AKP iktidardaydı ve Recep Tayyip Erdoğan ya Başbakan ya da Cumhurbaşkanı olarak görev yapmaktaydı.

Ve AKP ve Erdoğan’ın her iki cinayete yönelik yaklaşımları tamamen farklı oldu, sonuçları ise aynı şekilde gerçekleşti. İki cinayetin de üstünün örtülmesi, Erdoğan’ın ilke değil de çıkar ve denge siyaseti yaptığının bir başka göstergesi oldu.

Hrant Dink bir konsolosluk binasında değil, İstanbul’un göbeğinde haddini bilmeyen bir Ermeni olarak “ibret-i alem” olarak katledildi. Cinayeti göstere göstere geldi, kendi bile yazdı gelmekte olanı ama kimse kılını kıpırdatmadı. Bu topraklarda ölen binlerce Ermeni’ye eklenen yeni bir isim olarak tarihe geçti.

Dink’in suçu büyüktü. Ermeni Soykırımı’nı Cumhuriyet’in tanıklığı üzerinden kanıtlıyordu. Ermeni Soykırımı, Cumhuriyet Halk Partisi’nin İttihat ve Terraki Partisi ile varoluşsal ilişkisi, bu katliamda parmağı bulunan kimi isimlerin Mustafa Kemal döneminde devletin kritik noktalarında görev yapmış olması gibi konular Türkiye için tabuydu, hala da öyle. Dink, bu tabunun üzerine gitti…

Sivil-asker bürokrasi, Emniyet, MİT, Cemaat’in de bir dalının olduğu anlaşılan karanlık bir işbirliği ağı içinde öldürüldü. 12. yıldönümüne yaklaştığımız bu cinayetin aydınlatılması için iktidar parmağını kımıldatmadı. Aksine üzerinin örtülmesi için destek verdi.

Kaşıkçı’ya sahip çıktığı kadar sahip çıkmadı kendi yurttaşına Erdoğan ve AKP. Cinayet tetikçi bir çocuğun üzerine yıkıldı ve gerçek sorumlular hiçbir zaman adalet önüne çıkarılmadı. Devlet adına işlenen tüm cinayetler gibi bu cinayet de çürümeye terk edildi.

Erdoğan’ın devletle anlaşmasının ilk adımıydı belki de o cinayet. İttihat ve Terraki döneminde başlayan gazeteci cezalandırma geleceğine sahip çıkılacağının işaret fişeğiydi. O günün Türkiyesi’nin kamu vicdanında derin yara açan bu korkunç cinayet, yüzbinleri sokağa döktü ama öfke ve adalet talebi karşılık bulmadı.

6 Nisan 1909’da Galata Köprüsü üzerinde öldürülen Hasan Fehmi Bey cinayetinin bir kopyasıydı. Tetiği çeken eller farklı da olsa, kararı veren ve katilleri koruyan zihniyet aynıydı.

Dink cinayeti faili belli bir meçhul cinayet olarak tarihteki yerini aldı.

Cemal Kaşıkçı ise Suudi Arabistanlı idi. Ülkesine demokrasi ve basın özgürlüğü getirmek için kendisine garip bir şekilde demokrasi ve basın özgürlüğünü katleden Türkiye’yi üs, Erdoğan’ı da koruyucu olarak seçmişti.

İstihbaratın canlı yayında izlediği anlaşılan bir cinayete kurban gitti. Hem de ülkesinin konsolosluğunda.

Bu cinayet karşısında Erdoğan kendisini aşağılanmış hissetti. Suudilerin böyle bir eyleme cesaret etmeleri ne Türkiye’yi, ne de Erdoğan’ı çok ciddiye almadıklarını gösteriyordu. Ama hem Kaşıkçı Washington Post yazarıydı, hem de liberal Amerikan medyasında Suudilere karşı öfke birikmişti.

Erdoğan ustaca sızdırmalarla bu cinayetin üzerine giderek hem Suudi Prens Selman’ı, hem de destekçisi Trump’ı köşeye sıkıştırdı. Ta ki, Suudi Prens Erdoğan’a telefon açana ve CIA Başkanı Türkiye’ye gelip Erdoğan ile görüşene kadar.

O günden itibaren sızıntılar kesildi, Kaşıkçı cinayeti iktidar medyasının gündeminden düştü. Medyayla yönetilen Türkiye kamuoyu da peşini bıraktı meselenin, muhalefetiyle birlikte.

Erdoğan ya da Suudilerden istediğini koparmış veya eski İngiltere Büyükelçisi Craig Murray’ın iddia ettiği üzere ciddi biçimde tehdit edilmişti. Nedeni ne olursa olsun, kendisine güvenmiş bir insanın ölümünün sorumlularını tam olarak deşifre etmekten bir anda vazgeçti.

Yüzlerce gazeteciyi hapse atan, gazete ve televizyonu kapatan, Kürt gazetecilere cehennem yaşatan bir siyasi İslamcıdan ilke siyaseti beklemek elbette safdilliktir.

Ama Erdoğan’ın Suudiler üzerinden itibar sağlamaya çalışıp gazetecilik ve basın özgürlüğü koruyucusu kesilmesine sessiz kalmak da tarihe karşı suç işlemektir.

Erdoğan, ülkede demokrasi ve ifade özgürlüğü adına ne varsa ortadan kaldırmış, tek adam yönetimi kurmuş otoriter bir liderdir. Her fırsatta gündeme getirilmesi, yüzüne vurulması gereken gerçek budur.








Bu haber ah.....m kaynağından gelmektedir.
www.bolsohays.com un görüşünü yansıtmaz.

Anket Tüm Anketler

+